Bense inatla duruyordum. Bahçe
duvarlarından birinin önündeki çoktan unutulmuş, unutulduğunu bile unutmuş otobüs durağındaydım. En az
bahçelerdeki ağaçlar kadar oraya ait hissediyordum kendimi. Rüzgâr farkımı hissettirmeye çalışıyor olacak ki özel bir alaka gösteriyordu saçlarıma. Ellerimi
cebimden çıkarmak pahasına yeniden, bu kez daha sıkı topladım saçlarımı. Sonra,
ellerimi cebime sokmadan bir de saate bakayım dedim. Alışkanlık işte, insan
kolay vazgeçemiyor. Beklemek zamanla ilgili değil oysa. O bir yaşam biçimi.
Durağa geleli neredeyse kırk beş dakika
olmuş. Otobüs bir yana, toplasanız on araba geçmedi. Değil durağı, caddeyi bile pek hatırladıkları
yoktu galiba. Hiçbir yerin kestirmesi değildi herhâlde.
Rüzgâr saçlarımı toplamama sinirlenmiş
gibi birden şiddetini artırdı. Yapraklar canları yanmışçasına daha yüksek
sesle hışırdamaya başladı. Başımı gökyüzüne çevirdim. Ona baktığımı görmüş ve
bu cüretimden hoşlanmamış gibi gürledi. Gülümsedim. Beklemeye başladığımdan
beri ilk kez gülümsedim. Gülümsemem sinirini iyice bozmuş olacak ki bu kez önce
gözlerinden ışıklar saçarak baktı, sonra bir daha gürledi. Derin bir nefes
aldım, sonra istemsizce biraz daha gülümsedim. Toprak, beklediği insan karşıdan
görününce daha fazla bekleyemeyip koşmaya başlayanlar gibi kokuyordu.
Onu ciddiye almadığımı düşünen gökyüzü son
bir kez daha gürledi, ardından daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladı. İlk
damla tam ayağımın dibine düştü. Tedirgin ama aceleci. Gözlerimi gökyüzünden
aldım, yere çevirdim. Aynı mütebessim ifadeyle yağmur damlasının cesedine
baktım. Ben de toprağa uydum, erkenden bir yağmur sevinci sardı içimi. Çok
değil, birkaç saniye sonra, ne kadar yakını varsa ilk damlanın cenazesine
üşüşecekti.
İkinci damla ilkinin birkaç metre
ilerisine düştü. Sonra önceden prova edilmiş gibi, hiçbiri bir diğerinin alanını
işgal etmeyecek şekilde hızlandılar. Rüzgârın şarkısına ritim tutuyorlardı
sanki. Ellerimi cebimden çıkarıp durağın dışına uzattım. Zaten durak yeterli
koruma sağlamadığından dışarı çıkmaya ihtiyaç duymadım. Hiç kıpırdamadan
sırılsıklam olabilirdim.
Yağmur iyiden iyiye hızlanırken, duraktaki
yalnızlığımı tüm dünyaya mâl ettiğimi hissediyordum. Koca dünyada bir ben
vardım, yağmur yalnız benim üstüme yağıyordu sanki. Saçlarımdan, gözlerimden ve
burnumdan süzülen damlalar yeryüzüne hızla yayılan askerlerimdi sanki.
Kendimi dünyanın hakimi ilan etmek
üzereydim ki karşı bahçede bir ışık yandı. Evinin kapısı zorlanan biri gibi
hissettim kendimi. Farkında olmadan durağın köşesine doğru çekildim. Bir yandan
da olay mahallini görmeye çalışıyordum.
Yorumlar